sevmek; bir ilişkinin sadece kenar süsüdür. asıl hikaye geri kalanlarla yazılır...

 bir sen kaldın yüreğimde, bir de yokluğunun ayazı. lapa lapa kar yağıyor ve gözlerim ulaşıma kapalı...

 kimi zaman ağaçlara kimi zaman yüreklere kazınır. her yalan için bir mezar kazılır. virane de olsa, efsane de olsa her aşkın şiiri yirmidokuz harfle yazılır...

Sustuğumda geceydi. Karanlıkta yankılandı sessizliğim. Gece uzundu,ben dilsizdim. Sabahı bekledim seni konuşabilmek için... Olmadı...

 

Serin bir yağmur sonrası camdaki buğudur hüzün. Güneşle kaybolur. Bir sonraki yağmura kadar. Ya da bir sonraki hüzne…

 

 

Seni sevdiğim gün doğan bebekler bugün terk etmeyi öğrendi…

 

Martıların neden göç etmediklerini biliyorsan eğer, bir daha bana neden beni seviyorsun diye sorma. Bil ki, gözlerinden başka göçecek ülkem yok…

 

ya yitik bir gecenin sözlüğü,ya ulaşılmamış sevdanın günlüğü... sabah ayazında yazılır son mısra... imza: istanbul sürtüğü...

 

 

 

 

 

 

Herkes farklı yorumlasa da, aşk herkes için aynıdır.Tıpkı her yağan yağmurda farklı renkte açan çiçekler gibi..

 

 

 

Geveze gecelerde avaz avaz suskunluğumu öldürürken tek bir yemin ettim şiirlerime... Kafiyeleriniz kifayetsiz kalmayacak...

 

Siyah yakışıyor bana. En az yalanların kadar. Gece sıyrılıyorum siyahlardan. Nasılsa her yalan yatsıya kadar...

 

Seni bırakmak düşüncesi bile bir gün durdurur deli kalbimin atışlarını. Yaşamak için yapıştım yakana. Uçurum kenarı papatyası gibi...

 

Belki seni konu ediyorum geceye. Sabah güneş doğsun diye. Belki adının karşılığı güneşti lügatta. Ay da öykünmedi mi her gece. Onu güneş sayalım diye ...

 

Anladım ağaçlar neden yeşil ve neden yağmur yağar. Anladım artık neden ağladığımı ve anladım gözlerim neden yeşil...

 

Bir sigara kadar zararın olsa da bana. Sonunda bir izmaritten ibaretsin kül tablasında. Sen ve senden kalan yalanların külleri. Ben çok sigara yaktım sevda sofrasında...

 

Geçmişe dair notlardan ibaret şiirlerim,sanat kaygısız. Ölçülü heceler ve belki biraz kafiye. Her yükleminde yapayalnız ve ıssız...

 

 

 

Bir sigara daha neyi değişirir ki... Yürek sisinin renginden başka. Dil ve yürek farklı konuşurken, yeryüzünde asla yer yok aşka...

 

 

 

Kapadım gözlerimi açtığımda yok ol! Şimdi gece, güneşle kaybol! Ben yürek isterim ürkek olmayan. Yoksa cesaretin bugünü bekleme, dün defol !!!

Ben güneşe küstüğümde mevsim sonbahardı. Sizin yağmurlarınız benim geceme yağardı. Bir dalın kıyısında başlayan zavallı ömrüm. Hazan duvarlarının ardında yaşardı...

Acı çekmeye gönüllü olmak, hüzünle oynaşmak benim anladığım yaşam sanatı. Tual önümde, fırça elimde. Bir buruk aşk şarkısı her gece dilimde...

 

Ben bir yalanım, bir bebeğin dudağındaki. Bazen rüzgarım, solan yaprak üzerindeki. Gün oldu yağmur oldum,gün oldu güneş. Bir tek damlaydım hep,o masum yüzündeki...

 

Aşk; sevgiliye söyledikleriniz değil, söylemeye kelimelerin yetmediğini düşündüklerinizin bütünüdür...

 

Hep kısa aşklar yaşadım. Güneş vedasına batardı. Her sabah yeniden sevdim. Mumu yatsıya kadardı...

Anlamsız bir sessizlik... Fırtına öncesi son rütuşlar gibi... Yok hiçbir kalbe böyle densizlik... Ya cennettir mekanın ya cehennemin dibi...

 

Sen sor soruları, ben cevapları saklarken... Sen sorgula hayatı, Ben vazgeçmişken...

 

Herkes bi alem şu alemde. Bu alemi öldürdüm hep hayalimde. Hissederken öfkenin nefesini ensemde. Yaşamak da yakın bedenime ölümde...

Sen konuş dilsizliğimde... Sen konuş kelimesizliğimde... Boğulurken suskunluğumda... Sen konuş belirsizliğimde...

 

Bir bıraksam düşer yüreğim acıların tam ortasına. Ama parmaklarımın arasından sızıyor ömrüm, kaderimin yazgısına...

 

Bitimsiz ve biçimsiz bir ömre, son şeklini vermekteyim. Santim santim işledikçe,anladım ki sona ermekteyim...

 

Şimdi kaybolan yılların hesabını sormaktayım. Faili meçhul günler aylar seneler. Bir babalığını görmedim ama, ey sevgili noel sana da iyi seneler...

 

 

 

Pusuya yatmış tüm şehir, açığımı bekliyor... Gece bütün köpekler nefesimi kokluyor... Hasret denen illet adımı sayıklıyor... Çığlık çığlık bu ses öfkemi tetikliyor...

Vedayla seviştim geçen gece. Karşı koyamadım boynumu büken güce. Bundan sonra her gece. Hüzün dökülürüm hece hece...

 

çocukluğumuzda hayatımızın en önemli tesellisi biten bir oyunun ardından diğerinin başlama garantisiydi. büyüdük..oynadığımız oyunlarla...devam etti oyunlar cezaları artarak. en büyük risk ebe kalmaktı hayat boyu. defalarca sobelendik.bu aralar saklambaç oynuyorum deli gibi. hep yuman benim. bakmadığım yer kalmadı. çıksana artık...çık ne olur...kurtsun !!!

 

 

 İlkbaharda doğdum... Sonbaharla aldatıyorum ömrümü...
bilirim ki ölümle de nikahım kışın olucak...

Hüznüm gecenin mübareği… Sabahından önce sahuru var... Bir kaç dize sevgi atıştırıp yatarım... Aşk orucuna ne ezan ne iftar var…

 

Derin izler taşır yalnızlığım. Yalnızlığımın derinlerine taşırım izlerimi. Ne yalnızlığımın izleri ne başka şey. Yokluğun kadar ıslatmaz gözlerimi...

 

Aynı gözlerle baktığımızda,belki şiirim olucaksın. Şiirimin her dizesinde kendini bulacaksın. Bir umuda vuracağım üç noktamı ve sen son noktam olacaksın...
 
 

 

 

Beni kelimelere dost eden kadın. Son nefesimin hırıltısıdır adın. Geldiği yere giderken bedenim.Gül rengidir dudağımdaki tadın...

 

 

 

Gideceksen yağmurda git. Gece gözyaşımla ıslanmasın. Çıkarken güneşe not bırak. Sabah pencereme doğmasın...

 

 

Sular durulmuyor ki ömrümde. Var olan isyanım dingin denizlere özlemdir bugün...

 

 

 
Son bir şiir yazacağım, gecelere miras kalsın. Kafiye kullanmayacağım, kargaşamı anlatsın. Bir şiir, adı bende saklı kalsın...
 
 
Hayatımızdaki tüm gelişmeler yarını yakalamak kaygısıdır… Fakat bir sonraki günü asla tanımıyorsunuzdur...Hatta tanışmadan dün oluverir bugün...
 

 

 

 

 

Ey aşk...Sen nelere katilsin…

 

 

Rüyamda bir savaş gördüm. Bütün kalpler şehitti. Bütün gözler şahitti. Ortalık aşk revan içindeydi…

 

İhtimallerin bittiği nokta. Yeni bir umut bekliyor ufukta. Ya beklersin ya koşarsın. Beklemek de caiz merak da…

 

Yılları kaplumbağa sırtından indirdim. Her acımı kendim dindirdim. Gece karşılarken yeni günü. Sabahı gözlerimle yeşillendirdim…

 

Benim şiirlerim sevda değil ki. Benim şiirlerim hayatın arka bahçesi. Ya da o bahçeye umut eken kısa saçlı küçük çocuğun düşü…

 

Edebiyat bildiğimden değil şiirselliğim. Katlettiğiniz sevdaların kanları da geceme dökülüyor kelimelerimle birlikte…Hepsi bu…

 

 

Bugün bir yürekten düştüm. Acılar enkazdı ben altında kaldım. Doğruldum hemen ve kalp kırıklarımı alçıya aldım…

 

 

 

Sende uzaklarım var. Hasretine düştüğüm. Sende sevdalarım var.efsaneye dönüştüğüm. Sende bir acım var.gecelerce üzüldüğüm. Bir canım var sende. Gittiğinde öldüğüm…

 

Yoğun sevmelerin en ayaz gecesi bu. Sabahı günaydınlarla süslü. Benim günaydınlarım, sana günaydınlarım. Günaydın en büyük yangınım…

 

Ne denir ki. Bir kalp taşırsın. İçinde benzetmelerin vardır. Kalp atışlarında ya da çarpıntılarında, çarpışmalardan, çakışmalardan korkarsın. Kocaman bir paranoyan vardır. İşte bu o derler. Korktuğu hep başına gelen adam. Ve artık besmele gibidir. “Biliyordum!”

Bir yalan söyle hayata. İçinde umutların olsun. Ya da bir umudundan bahset. Yalan benliğini bulsun. Bir yalan diyorum. Yatsıda gerçek olsun…

 

Şimdi güz yaprakları, şimdi hüzün yağmurları bahçemde. Mevsim artık hazan ve tüm kalpler oyunbozan…

 

Geride kalan bir öykünün yazarıdır. Gidene haykırılan feryatlar bu öykünün içinde bulunur. Gidense zaten öyküdür ve  bu öyküde aşk önsözdür…

 

Başı bozuk sevda mezarlığı. bir bitimsiz yol hazırlığı.soluyorum yavaş yavaş.çantamda sevda kızgınlığı…

 

İki dudak sadece gülüşlerde sevinirler ayrıldıklarına…

 

Düşen yaprakların peşinden koşuyorum.Sevgiye dair harfler taşıyor diye.Hepsini toplamaya çalışıyorum.Seni seviyorum yazabileyim diye...
 

 

 

 

Gidişine endeksliydi suskunluğum. Terk edişin asilce olsaydı eğer dağları yıkardı bu aşktaki haykırışım…

 

Yıldızları sevmiyor bu şehir. Her köşeye ışık konmuş inadına. Sevgiden de hoşlanmıyor. Hayat da hep şehirden yana…

 

 

Adını anmak ne güzel.  Kutsal bir emaneti taşımak gibi. Ya ölesiye sevmek ya da ölümü sevmek uğrunda…

 

Sokaklar ne kadar sessiz bu saatlerde. Karanlığa mahkum tüm kaldırımlar. Rahat uyu sevgilim. Rüzgarı aldım elime, geceyi süpürüyorum kaldırımlardan…

 

Dudaklarımdaki suskunluk gözlerimde çığlıktır benim. Ve sen kulakların çınlarcasına seyredersin gözlerimi…

 

  • anasayfa
  • galeri
  • şiirler
  • sözler
  • öyküler
  • şairler
  • deyişler

Son Eklenenler

Anasayfa arrow sözler
sözler Yazdır E-posta
Yazar baris   
Cumartesi, 17 Mayıs 2008

Yıldızları sevmiyor bu şehir. Her köşeye ışık konmuş inadına. Sevgiden de hoşlanmıyor. Hayat da hep şehirden yana…

 

 

Adını anmak ne güzel. Kutsal bir emaneti taşımak gibi. Ya ölesiye sevmek ya da ölümü sevmek uğrunda…

 

 

Sokaklar ne kadar sessiz bu saatlerde. Karanlığa mahkûm tüm kaldırımlar. Rahat uyu sevgilim. Rüzgârı aldım elime, geceyi süpürüyorum kaldırımlardan…

 

 

Dudaklarımdaki suskunluk gözlerimde çığlıktır benim. Ve sen kulakların çınlarcasına seyredersin gözlerimi…

 

 

Gidişine endeksliydi suskunluğum. Terk edişin asilce olsaydı eğer dağları yıkardı bu aşktaki haykırışım…

 

 

Düşen yaprakların peşinden koşuyorum. Sevgiye dair harfler taşıyor diye. Hepsini toplamaya

 

çalışıyorum. Seni seviyorum yazabileyim diye…

 

 

İki dudak sadece gülüşlerde sevinirler ayrıldıklarına…

 

 

Başıbozuk sevda mezarlığı. bir bitimsiz yol hazırlığı. soluyorum yavaş yavaş. çantamda sevda kızgınlığı…

 

 

Geride kalan bir öykünün yazarıdır. Gidene haykırılan feryatlar bu öykünün içinde bulunur. Gidense zaten öyküdür ve bu öyküde aşk önsözdür…

 

 

Şimdi güz yaprakları,   şimdi hüzün yağmurları bahçemde. Mevsim artık hazan ve tüm kalpler oyunbozan…

 

 

Bir yalan söyle hayata. İçinde umutların olsun. Ya da bir umudundan bahset. Yalan benliğini bulsun. Bir yalan diyorum. Yatsıda gerçek olsun…

 

 

Ne denir ki. Bir kalp taşırsın. İçinde benzetmelerin vardır. Kalp atışlarında ya da çarpıntılarında, çarpışmalardan, çakışmalardan korkarsın. Kocaman bir paranoyan vardır. İşte bu o derler. Korktuğu hep başına gelen adam. Ve artık besmele gibidir. “Biliyordum!”

 

 

Yoğun sevmelerin en ayaz gecesi bu. Sabahı günaydınlarla süslü. Benim günaydınlarım, sana günaydınlarım. Günaydın en büyük yangınım…

 

 

Sende uzaklarım var. Hasretine düştüğüm. Sende sevdalarım var. efsaneye dönüştüğüm. Sende bir acım var. gecelerce üzüldüğüm. Bir canım var sende. Gittiğinde öldüğüm…

 

 

Bugün bir yürekten düştüm. Acılar enkazdı ben altında kaldım. Doğruldum hemen ve kalp kırıklarımı alçıya aldım…

 

 

 

 

 

Edebiyat bildiğimden değil şiirselliğim. Katlettiğiniz sevdaların kanları da geceme dökülüyor kelimelerimle birlikte… hepsi bu…

 

 

Benim şiirlerim sevda değil ki. benim şiirlerim hayatın arka bahçesi. ya da o bahçeye umut eken kısa saçlı küçük çocuğun düşü…

 

 

 

depresif pesimistin günlüğünden notlar ve hazin bir hayat romanından anekdotlar…

 

 

 

yılları kaplumbağa sırtından indirdim. Her acımı kendim dindirdim. Gece karşılarken yeni günü. Sabahı gözlerimle yeşillendirdim…

 

 

 

ihtimallerin bittiği nokta. Yeni bir şey bekliyor ufukta. Ya beklersin ya koşarsın. Beklemek de caiz merak da…

 

 

rüyamda piyanisttim. Her tuş derdim olmuş. Birer birer dokundum tuşlara. Anladım ki en hayat en hüzünlü bestem olmuş…

 

 

Rüyamda bir savaş gördüm. Bütün kalpler şehitti. Bütün gözler şahitti. Ortalık aşk revan içindeydi…

 

 

hey aşk. sen nelere katilsin…

 

 

hayatımızdaki tüm gelişmeler yarını yakalamak kaygısıdır… fakat bir sonraki günü asla tanımıyorsunuzdur... hatta tanışmadan dün oluverir bugün...

 

 

 

bu hayat bana sadece 3 tane nokta hakkı tanımış. onu da ölürken son cümlemin sonunda kullanacağım...

 

 

Son bir şiir yazacağım, gecelere miras kalsın. Kafiye kullanmayacağım, kargaşamı anlatsın. Bir şiir, adı bende saklı kalsın...

 

 

sular durulmuyor ki ömrümde. var olan isyanım dingin denizlere özlemdir bugün.

 

 

gideceksen yağmurda git
gece gözyaşımla ıslanmasın
çıkarken güneşe not bırak
sabah pencereme doğmasın.

 

 

 

Beni kelimelere dost eden kadın

Son nefesimin hırıltısıdır adın

Geldiği yere giderken bedenim

Gül rengidir dudağımdaki tadın

 

 

aynı gözlerle baktığımızda,

 belki şiirim olacaksın.

 şiirimin her dizesinde kendini bulacaksın.

 bir umuda vuracağım üç noktamı.

 sen son noktam olacaksın...

 

 

 

 

Maziye öyle anlar yükledim ki
En güzeli adını öğrendiğim andı
Rüyalara inanmaktı belki seni bilmek
Ve tabircilere saygı duymaktı
Elbette asıl olan sana âşık olmaktı...

 

 

derin izler taşır yalnızlığım
yalnızlığımın derinlerine taşırım izlerimi
ne yalnızlığımın izleri ne başka şey
yokluğun kadar ıslatmaz gözlerimi...

 

 

hüznüm gecenin mübareği…
sabahından önce sahuru var...
bir kaç dize sevgi atıştırıp yatarım...
aşk orucuna ne ezan ne iftar var…

 

 

 

ilkbaharda doğdum... sonbaharla aldatıyorum ömrümü...
bilirim ki ölümle de nikâhım kışın olacak...

 

 

çocukluğumuzda hayatımızın en önemli tesellisi biten bir oyunun ardından diğerinin başlama garantisiydi. büyüdük... oynadığımız oyunlarla birlikte... devam etti oyunlar cezaları artarak. en büyük risk ebe kalmaktı hayat boyu. defalarca sobelendik defalarca yandık. bu aralar saklambaç oynuyorum deli gibi. hep yuman benim. bakmadığım yer kalmadı. çıksana artık... çık ne olur... kurtsun!!!

 

 

veda ile seviştim geçen gece
karşı koyamadım boynumu büken güce
bundan sonra her gece
hüzün döküleceğim hece hece...

 

 

pusuya yatmış tüm şehir. açığımı bekliyor...
gece bütün köpekler nefesimi kokluyor...
hasret denen illet adımı sayıklıyor...
çığlık çığlık bu ses öfkemi tetikliyor...

 

 

şimdi kaybolan yılların hesabını sormaktayım
faili meçhul günler aylar seneler
bir babalığını görmedim ama
ey sevgili Noel sana da iyi seneler...

 

 

 

bitimsiz ve biçimsiz bir ömre
son şeklini vermekteyim
santim santim işledikçe
anladım ki sona ermekteyim...

 

 

Bir bıraksam düşer yüreğim acıların tam ortasına. Ama parmaklarımın arasından sızıyor ömrüm, kaderimin yazgısına...

 

 

sen konuş dilsizliğimde...
sen konuş kelimesizliğimde...
boğulurken suskunluğumda...
sen konuş belirsizliğimde...

 

 

herkes bir alem şu alemde
bu alemi öldürdüm hep hayalimde
hissederken öfkenin nefesini ensemde
yaşamak da yakın bedenime ölümde...

 

 

sen sor soruları
ben cevapları saklarken
sen sorgula hayatı
ben vazgeçmişken

 

 

anlamsız bir sessizlik...
fırtına öncesi son rötuşlar gibi...
yok, hiçbir kalbe böyle densizlik...
ya cennettir mekânın ya cehennemin dibi...

 

 

hep kısa aşklar yaşadım

 güneş vedasına batardı

 her sabah yeniden sevdim

 mumu yatsıya kadardı

 

 

aşk; sevgiliye söyledikleriniz değil, söylemeye kelimelerin yetmediğini düşündüklerinizin bütünüdür...

 

 

ben bir yalanım, bir bebeğin dudağındaki
bazen rüzgârım, solan yaprak üzerindeki
gün oldu yağmur oldum, gün oldu güneş
bir tek damlaydım hep, o masum yüzündeki...

 

 

acı çekmeye gönüllü olmak, hüzünle oynaşmak benim anladığım yaşam sanatı. tuval önümde, fırça elimde. bir buruk aşk şarkısı geceden beri dilimde...

 

 

 

ben güneşe küstüğümde mevsim sonbahardı
sizin yağmurlarınız benim geceme yağardı
bir dalın kıyısında başlayan serçecik ömrüm
hazan duvarlarının ardında yaşardı...

 

 

kapadım gözlerimi açtığımda yok ol !

 şimdi gece... güneşle kaybol !

 ben yürek isterim ürkek olmayan

 yoksa cesaretin bugünü bekleme dün defol !

 

 

Bir sigara daha neyi değiştirir ki... Yürek sisinin renginden başka. Dil ve yürek farklı konuşurken, yeryüzünde asla yer yok aşka...

 

 

geçmişe dair notlardan ibaret şiirlerim
sanat kaygısız
ölçülü heceler ve belki biraz kafiye
her yükleminde yapayalnız ve ıssız...

 

 

bir sigara kadar zararın olsa da bana...
sonun da bir izmaritten ibaretsin kül tablasında...
sen ve senden kalan yalanların külleri
ben çok sigara yaktım sevda sofrasında...

 

 

anladım ağaçlar neden yeşil
neden yağmurlar yağar
anladım artık neden ağladığımı
ve anladım gözlerim neden yeşil

 

 

belki seni konu ediyorum geceye
sabah güneş doğsun diye
belki adının karşılığı güneşti lügatta
ayda öykünmedi mi her gece
onu güneş sayalım diye

 

 

seni bırakmak düşüncesi bile bir gün
durdurur deli kalbimin atışlarını
yaşamak için yapıştım yakana
uçurum kenarı papatyası gibi...

 

 

siyah yakışıyor bana
en az yalanların kadar
gece sıyrılıyorum siyahlardan
nasılsa her yalan yatsıya kadar...

 

 

geveze gecelerde avaz avaz suskunluğumu öldürürken tek bir yemin ettim şiirlerime... kafiyeleriniz kifayetsiz kalmayacak...

 

 

 

Herkes farklı yorumlasa da, aşk herkes için aynıdır. Tıpkı her yağan yağmurda farklı renkte açan çiçekler gibi...

 

 

ya yitik bir gecenin sözlüğü,

 ya ulaşılmamış sevdanın günlüğü...

 sabah ayazında yazılır son mısra...

 imza İstanbul sürtüğü...

 

 

martıların neden göç etmediklerini biliyorsan eğer bir daha bana neden beni seviyorsun diye sorma. Bil ki, gözlerinden başka göçecek ülkem yok…

 

 

seni sevdiğim gün doğan bebekler bugün terk etmeyi öğrendi…

 

 

serin bir yağmur sonrası camdaki buğudur hüzün. güneşle kaybolur. bir sonraki yağmura kadar. ya da bir sonraki hüzne…

 

 

sustuğumda geceydi. karanlıkta yankılandı sessizliğim. gece uzundu, ben dilsizdim. sabahı bekledim seni konuşabilmek için... olmadı...

 

 

kimi zaman ağaçlara kimi zaman yüreklere kazınır. her yalan için bir mezar kazılır. virane de olsa, efsane de olsa her aşkın şiiri yirmi dokuz harfle yazılır...

 

 

 

Son Güncelleme ( Salı, 20 Mayıs 2008 )
 
[ Geri ]

Son Eklenenler

  • sevmek
  • bir sen kaldın
  • kimi zaman
  • yürüyelim seninle istanbul'da
  • sensiz kalan bu şehri

En Popüler

  • konuklarım
  • bıraksalardı
  • ödevim sensizlik
  • kimi zaman
  • bir sen kaldın