|
|
| Yazar baris | |
| Pazar, 04 Mayıs 2008 | |
|
Bıraksalardı her gece gökyüzünü yeşile boyardım. Her bir yıldızın ucuna sevgi cümleleri asardım. Dolunayın o pırıl pırıl ışıldayan yüzüne en sevdiğim şarkıları yazardım. Tüm insanlar mehtabı seyrederken hep bir ağızdan şarkılarıma eşlik ederlerdi. Bıraksalardı her gece gökyüzünü yeşile boyardım. Her bir yıldızın ucuna sevgi cümleleri asardım. Dolunayın o pırıl pırıl ışıldayan yüzüne en sevdiğim şarkıları yazardım. Tüm insanlar mehtabı seyrederken hep bir ağızdan şarkılarıma eşlik ederlerdi. Martıları konuştururdum bıraksalardı. Anlatacak ne kadar çok anı birikmiştir kanatlarında kim bilir. Çiçekleri de unutmazdım elbette. Öyle ya. Kaç sevdaya yelken açtı insanoğlu sevgi dolu yürekleriyle ve o çiçeklerle. İlk söz hakkı güllerin olmalıydı. Anlatmalıydılar yitip giden sevdalara başlarken nasıl aracı olduklarını. Elçiye zeval olmazdı ama sevgisiz kalmış gri dünyanın siyah yürekli insanları ne çok gülü ziyan etmişti sahte sevgileri uğruna. Defterlerin arasında kurutulmuş güllerin haykıran gözyaşları bir yağlı kurşun gibi saplanmıyorsa yüreklere bunun tek sebebi yüreklerin çoktan çelik yelek giymiş olmasıdır. Öyle bir çeliktir ki yüreklere giydirilen sevgi de başaramaz delip geçmeyi. Yapabildiği tek şey çaresizce etrafına sarılmaktır. Sonu ise yaşayacağı bitimsiz acılarla, anlatamadığı sitem dolu sözleriyle zaman içinde defter arasında ona ayrılan yerinde ebedi inzivaya çekilmektir. Bıraksalardı benim dünyamda herkes, her şey konuşurdu. Susması gerekenler susar meydan gerçek söz sahiplerine kalırdı. Yağmurlar taneciklerini yeryüzüne indirirken anlatırdı sevgisini. Deniz sahili döverken anlatırdı nasıl kaybolan sevgiler müzesine dönüştüğünü. Anlatırdı ağaçlar yalancı ellerin nasıl da sahte aşklarını kazıdıklarını bedenlerine acımasızca. Bıraksalardı şehrin tüm ışıklarını bir bir söndürürdüm. Gecenin doyumsuz karanlığında yıldızlara kalırdı bütün gerçekler. Yüreğindeki sevgiyle yaşayan tüm sevdalılara sayabildiği kadar yıldız sunardım. Bıraksalardı dört mevsim sonbaharı yaşardım. Sararan yapraklarla dertleşirdim uzun uzun. Sevgiyi satmış şerefsizlerin yağmuru da nasıl kirlettiğini anlatırlardı. Anlatırdı ormanlar insanların birbirlerini tanımadan yaşadıkları binalara bir yenisini daha eklemek için nasıl da katledildiklerini. Bıraksalardı terk ederdim bu kenti, bu hayatı, bu bedeni. Zira her nereye her ne kadar yeşil baktıysam o kadar gri çöktü gözlerime. Ve sen, ömrümün en yeşil hatıraları. Bırakmasaydım yüreğimin en masum yüzünü avuçlarına. Çoktan geçmiştim canımdan çoktan…
Bıraksalardı her gece gökyüzünü yeşile boyardım. Her bir yıldızın ucuna sevgi cümleleri asardım. Dolunayın o pırıl pırıl ışıldayan yüzüne en sevdiğim şarkıları yazardım. Tüm insanlar mehtabı seyrederken hep bir ağızdan şarkılarıma eşlik ederlerdi. Martıları konuştururdum bıraksalardı. Anlatacak ne kadar çok anı birikmiştir kanatlarında kim bilir. Çiçekleri de unutmazdım elbette. Öyle ya. Kaç sevdaya yelken açtı insanoğlu sevgi dolu yürekleriyle ve o çiçeklerle. İlk söz hakkı güllerin olmalıydı. Anlatmalıydılar yitip giden sevdalara başlarken nasıl aracı olduklarını. Elçiye zeval olmazdı ama sevgisiz kalmış gri dünyanın siyah yürekli insanları ne çok gülü ziyan etmişti sahte sevgileri uğruna. Defterlerin arasında kurutulmuş güllerin haykıran gözyaşları bir yağlı kurşun gibi saplanmıyorsa yüreklere bunun tek sebebi yüreklerin çoktan çelik yelek giymiş olmasıdır. Öyle bir çeliktir ki yüreklere giydirilen sevgi de başaramaz delip geçmeyi. Yapabildiği tek şey çaresizce etrafına sarılmaktır. Sonu ise yaşayacağı bitimsiz acılarla, anlatamadığı sitem dolu sözleriyle zaman içinde defter arasında ona ayrılan yerinde ebedi inzivaya çekilmektir. Bıraksalardı benim dünyamda herkes, her şey konuşurdu. Susması gerekenler susar meydan gerçek söz sahiplerine kalırdı. Yağmurlar taneciklerini yeryüzüne indirirken anlatırdı sevgisini. Deniz sahili döverken anlatırdı nasıl kaybolan sevgiler müzesine dönüştüğünü. Anlatırdı ağaçlar yalancı ellerin nasıl da sahte aşklarını kazıdıklarını bedenlerine acımasızca. Bıraksalardı şehrin tüm ışıklarını bir bir söndürürdüm. Gecenin doyumsuz karanlığında yıldızlara kalırdı bütün gerçekler. Yüreğindeki sevgiyle yaşayan tüm sevdalılara sayabildiği kadar yıldız sunardım. Bıraksalardı dört mevsim sonbaharı yaşardım. Sararan yapraklarla dertleşirdim uzun uzun. Sevgiyi satmış şerefsizlerin yağmuru da nasıl kirlettiğini anlatırlardı. Anlatırdı ormanlar insanların birbirlerini tanımadan yaşadıkları binalara bir yenisini daha eklemek için nasıl da katledildiklerini. Bıraksalardı terk ederdim bu kenti, bu hayatı, bu bedeni. Zira her nereye her ne kadar yeşil baktıysam o kadar gri çöktü gözlerime. Ve sen, ömrümün en yeşil hatıraları. Bırakmasaydım yüreğimin en masum yüzünü avuçlarına. Çoktan geçmiştim canımdan çoktan…
|
|
| Son Güncelleme ( Pazar, 04 Mayıs 2008 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|

