| ufaklık |
|
|
| Yazar baris | |
| Cuma, 02 Mayıs 2008 | |
|
Lanet olası çamur yine ayakkabısını berbat etmişti. Bir yandan yoldaki çamura sinirlenen ufaklık bir yandan da bu pis mahalleden kurtulamadıklarına üzülüyordu. Sokak lambaları da yanmıyordu üstelik. Karanlık sokakta karşısına çıkacak herhangi bir tehlike felaketi olabilirdi.
Lanet olası çamur yine ayakkabısını berbat etmişti. Bir yandan yoldaki çamura sinirlenen ufaklık bir yandan da bu pis mahalleden kurtulamadıklarına üzülüyordu. Sokak lambaları da yanmıyordu üstelik. Karanlık sokakta karşısına çıkacak herhangi bir tehlike felaketi olabilirdi. Tekel büfesi de oldukça uzaktı. Babasına söylenmeye başladı. Nereden çıkmıştı ki gece gece bu içki sefası? Ne güzel ders çalışıyordu. Zaten çalıştığı kitabın sayfaları eksikti. Yarın kalkacağı sözlüde ne yapacağını düşünürken babasının onu içkiye göndermesi canını iyiden iyiye sıkmıştı. Gidip kendi alsa ne olurdu ki sanki? Bu saatte sokağa çocuk gönderilir miydi? Geçtiği yollar bomboştu ve hava oldukça soğuktu. Babasının yüzünden evde acele çıktığı için üzerine bir mont bile alamamıştı. Yolda Mahmut amcasına rastladı. Bu saatte nereye gittiğini sordu ufaklığa. Arkadaşına gittiğini, yarınki ödeviyle ilgili birkaç soru sorması gerektiğini söyledi. Evet; yalan söylemişti ufaklık. Çünkü mahalledeki herkes babasının içkiyi bıraktığını sanıyordu. Doğruyu söylemekse sadece yiyeceği olası bir dayakla sonuçlanacaktı. Mahmut amcasının ayaküstü sorduğu klasik sorulara cevap verdikten sonra, iyi geceler dileyerek yola koyuldu. Gözleri doldu ufaklığın. Bir zamanlar annesiyle beraber geldikleri parkın önünden geçiyordu. Kahrolası sobadan çıkan duman annesini alırken anılarını da siyaha bulamıştı. Annesinin ölümü onu yıkmıştı. Hayalinde kurduğu geleceğinin her anında annesi vardı. Okuyup büyük adam olacaktı. Doktor olacaktı. Annesinin her türlü hastalığıyla o ilgilenecekti. Babasının tedavisiyle de ilgilenip içkiyi bıraktıracaktı. İki katlı, bahçeli bir ev satın alacaktı. Yolları asfalt olacaktı. İçini dayayıp döşeyecekti. Kaloriferli olacaktı. Tütmeyecekti. Zehir kusmayacaktı evin içine. Fakat annesinin ölümü ufaklığın ideallerini de kısmen değiştirmişti. Artık avukat olmak istiyordu. Avukat olup kalitesiz soba üretenlerden hesap soracaktı. Böylelikle ileride yaşanacak olası kazalarında önüne geçmiş olacaktı. Gözlerinden akan yaşları kazağına sildi. Bu daha çok kahrolmasına neden oldu. Kazağı annesi örmüştü. Yürüyordu ufaklık. Sokak lambalarının aydınlattığı mahallede her yer asfalttı. Burası üst mahalle dediği yerdi. Burada çocuklar mutluydu. Burada kimsenin annesinin ölüm nedeni soba olmuyordu. Çünkü bu mahallede soba kullanılmıyordu. Gözü bir eve takıldı. Bu evde sınıf arkadaşı oturuyordu. O ne kadar mutluydu. Onun kitabındaki bütün sayfalar tamdı. Babası içki almaya göndermiyordu. Derin bir “Of!” çektikten sonra yoluna devam etti. Az sonra tekel büfesi göründü. Nöbetçi eczane ve tekel büfesinden başka her yer kapalıydı. Büfenin önünde durdu ve içerideki satıcıdan bir şişe rakı istedi. Satıcı alaycı bir ifadeyle “Lan velet! Bu yaşta rakı mı içiyorsun?” diye sordu. Çocuk masum ve korku içinde bir gülümsemeyle “Olur mu amca? Bunu babama alıyorum.” dedi. Satıcı bunun üzerine sinirlendi; “ O baban olacak şerefsiz kendi içkisini kendi alamıyor mu*” dedi. Ufaklık cevap vermedi. Kaldı ki bu sözler onun da duygularıydı. O sırada gözü büfedeki çikolatalara takıldı. Sadece bakmakla yetindi. Çünkü böyle bir harcama yapmanın sonu mutlaka dayak olacaktı. Rakıyı ve verdiği paranın üstünü aldıktan sonra eve doğru yürümeye başladı. Ani bir kararla geri dönüp elindeki parayı satıcıya uzattı. Bir çikolata aldı. Sonunda dayak olduğunu bile bile yaptı bunu. Ama nasıl olsa babası bir bahane bulup onu dövüyordu. Öyle ya da böyle o dayağı yiyecekti. Tekrar yola koyuldu. Birden içini garip bir korku sardı. Büyük ihtimalle korkunun sebebi kaçınılmaz dayaktı. Evlerinin yakınlarındaki kuduz sokak köpekleri de olabilirdi. Aöa bunlar kaçınılmaz gerçeklerdi. Yolları asfaltlı ve sokak lambalı mahalleyi aştı. Kendi mahallesine ulaştığını ise bileğine kadar saplandığı çamurdan ve zifiri karanlık sokaktan anladı. Yüzü ve elleri soğuktan mosmor olmuştu. Elindekileri tutmakta oldukça güçlük çekiyordu. Neyse ki eve çok az kalmıştı. Mahalledeki evlerden bir kaçının ışıkları görünüyordu. Gözü yine parka takıldı. Yine gözleri doldu. Bir türlü inanamıyordu annesinin öldüğüne. Ölümü yakıştıramıyordu ona. Hayat doluydu annesi. Mahalledeki kadınların neşe kaynağıydı. Hani şartlar uygun olsa tiyatrocu bile olabilirdi. Zaten mahalle sakinleri sırf annesinin hatırına katlanıyorlardı babasının ayyaşlığına. Bunları düşünürken karanlıkta kendisine yaklaşmakta olan bir grup fark etti. Grup yaklaştıkça kendisinden yaşça büyük çocuklar olduğunu anladı. Dönüp yürümeye başlamıştı ki içlerinden biri “Lan çocuk! Bak bakiyim.” diye seslendi. Ufaklık kaçmaya başladı. Fazla uzaklaşamadan bir el ensesine yapıştı. “Abi! N’olur bırak beni. Babam bekliyor!” diye yalvardı. Bir anda etrafını çevirdiler. Üzerlerinden oldukça keskin tiner kokusu geliyordu. Belli ki bunlar sokaklarda, parklarda yatan tinerci çocuklardı. Elindeki rakı şişesini istediler. Ufaklık şişeyi sıkı sıkı kucaklayarak “Olmaz! Babam döver beni!” dedi. Şişeyi isteyen çocuk cebinden bıçağını çıkardı ve sert bir şekilde “Lan salak! Vermezsen biz döveceğiz.” dedi. Diğerleri ise tinerin verdiği etkiyle kendilerinden geçmiş bir şekilde olanları izliyorlardı. İnatlaşma uzayınca boğuşma başladı. Ufaklık şişeyi babasına götürmekte kararlıydı. Ama tinerci çocuğun da pes etmeye hiç niyeti yoktu. Bir süre devam eden boğuşmanın ardından zifiri karanlıkta çamura yığılan ufaklık, şişeyi kapıp parkın karanlığında kaybolan ise tinerci çocuklardı. Derin bir kesik vardı ufaklığın ufacık boğazında. Dayak korkusu onu ufacık canından etmişti. Sabah tüm gazetelerin üçüncü sayfa haberinde “Yine tinerci katliamı…” başlığı altında üstü gazeteyle örtülmüş ufacık bir bedenin resmini yayınladılar. Ama eli açıkta kalmıştı. Sımsıkı yumruğunu sıkmış bir haldeydi ufaklığın küçücük eli. Elinde uğruna dayağı bile göze aldığı ama yemek için fırsat bulamadığı çikolatası vardı….
|
|
| Son Güncelleme ( Pazar, 04 Mayıs 2008 ) |
| Sonraki > |
|---|

