| ihanet |
|
|
| Yazar baris | |
| Cuma, 02 Mayıs 2008 | |
|
Güneş hiç bu kadar sıcak, bu kadar parlak ve bu kadar neşeli doğmamıştı şimdiye kadar. Lanet olası dünya ilk defa bu kadar güzel aydınlanıyordu. Kuşlar bile o kadar ahenkli şakıyordu ki her sabah uyandığında dinlediği radyoya bile ihtiyaç duymamıştı. Perdenin arasından içeri sızan güneş ona hemen kalkmasını ve yeni gün için hazırlanmasını söylüyordu. O da öyle yaptı.
Güneş hiç bu kadar sıcak, bu kadar parlak ve bu kadar neşeli doğmamıştı şimdiye kadar. Lanet olası dünya ilk defa bu kadar güzel aydınlanıyordu. Kuşlar bile o kadar ahenkli şakıyordu ki her sabah uyandığında dinlediği radyoya bile ihtiyaç duymamıştı. Perdenin arasından içeri sızan güneş ona hemen kalkmasını ve yeni gün için hazırlanmasını söylüyordu. O da öyle yaptı. Yataktan her zamanki gibi yaşlı kadın edasıyla değil de işe geç kalmış bir işçi edasıyla fırladı. Banyoya gitti yüzünü yıkadı, saçlarını yıkadı ve ani bir karar verip banyo yaptı. Temiz ve bakımlı olmalıydı.. bornozunu giyip banyodan çıktı. Annesinin odasına girdi ve makyaj masasının önüne oturdu. Makyaj yapması gerekiyordu. Zira bugün özel bir gündü. Ama bir sorun vardı. Genç kız şimdiye kadar hiç makyaj yapmamıştı. Ancak annesi yardımcı olursa bu sorunu halledebilirdi. Annesi daha uyanmamıştı ve böyle bir mazeretle onu uyandırmak sorun çıkarabilirdi. Annesinin başında bir süre düşündü ve kararını verdi. Omzundan tutup hafifçe salladı. Uyanmaya pek niyeti yok annesinin. Genç kız tekrar denedi. Bu kez biraz daha hızlı salladı. Annesi gözlerini hafifçe araladı ve homurdanarak “sabah sabah ne istiyorsun Allah’ın belası! “ diye söylendi. Zaten gergin olan genç kız biraz üzgün ama daha çok korkarak cevapladı ; “ Şeyyy.. Anne bu gün randevum var. Senden bana makyaj yapmanı isteyecektim…” Bu sözler annesini iyice sinirlendirdi. “Makyajı rüyanda mı gördün salak!” diye bağırdı. Bu sözler üzerine kız annesinin odasını terk edip odasına döndü. Arkadaşını aradı ve birazdan orada olacağını söyledi. Telefonu kapatıp aynanın karşısına geçti. Derin bir nefes aldı ve gülümsedi. Bugün her şey çok güzel olmalıydı. Annesine rağmen her şeye rağmen. Aynanın yanında duran resmi eline aldı defalarca öptü. Göğsüne yapıştırdı doyasıya sarıldı. Seneler önce luna parkta atlıkarıncanın üstünde çektirmişti bu resmi. Yalnız değildi resimde. Canından çok sevdiği babası da onunlaydı. Peki şimdi neredeydi? Tekrar içini çekti. Aynaya baktı ve tekrar gülümsedi. Kuvvetli olmalıydı. Böyle öğretmişti babası. Yıkılmak yoktu. Oturduğu yerden doğruldu. Gardrobuna yöneldi. En sevdiği, kendine en çok yakıştırdığı kıyafetleri çıkardı. Özenle giyindi. Annesine haber vermeye gerek duymadan arkadaşına doğru yola koyuldu. Yolda tanıdığı herkese selam verdi. Güneş parlaklığını ve güzelliğini hala muhafaza ediyordu. Güzelliği bütün vücudunu, parlaklığı ise bütün umutlarını sarmıştı. Yaklaşık yirmi dakikalık bir yürüyüşten sonra arkadaşının evine ulaştı. Kapıyı arkadaşı açtı. “ Hayırdır kızım sabahın köründe ne işin var?” diye sordu. Genç kız bir yandan içeri girerken bir yandan da anlatmaya başladı ; “ Ya bu gün biriyle randevum var bana makyaj yapmalısın.” Arkadaşı gülümseyerek ; “ İyi de sen hiç makyaj yapmazsın ki” dedi. “ Kızım!!” dedi genç kız.. “ Ben de sabahın bu saatinde bu yüzden buradayım zaten.” Arkadaşı “ Gel bakalım kül kedisi. Seni bu günün Sindirella’sı yapabilecek miyiz.” diyerek odasına götürdü genç kızı. Odaya vardıklarında genç kız yatağın kenarına otururken arkadaşı da makyaj çantasını alıp yanına geldi. Bir yandan makyaj yapılırken bir yandan da sohbet ediyorlardı. Geçen sohbetten bugün gerçekleşecek randevunun çok özel olması gerektiğini anlamıştı arkadaşı. Makyajın da o ölçüde güzel olması gerekiyordu. Bu sebeple işi bir saate yakın sürdü. Fakat makyaj bittiğinde ortaya çıkan görüntü Sindirella’yı bile kıskandırırdı. Eksik olan tek şey, bir iyilik perisinin gelip birkaç sihirle özel uşaklar, şoför ve araba tahsis etmesiydi. Görüntü eser sahibini bile şaşırtmıştı. “ Kesinlikle bu işi meslek edinmeliyim” diye takıldı genç kıza. Genç kız aynaya döndü “Güzelliğimi göz ardı edemezsin ama” diyerek gülümsedi. Büyük buluşmaya iki saatten daha az kalmıştı. Vakit geçmek bilmiyordu. Bu süreyi nasıl geçireceğini sordu arkadaşına. “Neden bu kadar heyecanlanıyorsun. İlk kez bir erkekle buluşmuyorsun ki “ dedi arkadaşı. Derin bir iç çekti genç kız. “Bilmiyorum” dedi. “ Daha önce hiç böyle olmamıştım. Yaşayabileceğim en doğru ilişki sanki buymuş gibi geliyor bana. Onu tanısan neden bu kadar heyecanlandığımı anlarsın. O kadar tatlı ki onunla beraberken nerede olduğumu bile unutuyorum. Onu ilk gördüğümde kesinlikle onun olmam gerektiğini düşündüm. Bir görsen öyle güzel gözleri var ki. Bak çok yakışıklı bir arkadaşı var. İstersen tanıştırayım.” Arkadaşı sinirlendi; “Saçmalama kızım. Hiç işim olmaz. Üstelik ben taktım kafaya. Kesin girmeliyim üniversiteye. Senin Romeo’nla buluşmana daha bir buçuk saat var. O zamana kadar gidip sahilde turlayalım. Ne dersin?” Genç kız için de cazipti bu teklif. Kaldı ki evde duracak gibi değildi. İçi içine sığmıyordu. Birlikte evden çıktılar. Yolda bakkala uğrayıp sigara aldılar. Mağazaları geze geze sahile indiler. Kordon boyu yürümeye başladılar. Genç kız bir gökyüzüne bir denize bakıyordu. “Napıyosun?” diye sordu arkadaşı. “Mavilere bakıyorum.” dedi. “Hangisi aşkımın gözlerine daha yakın. Sanırım denizin rengi. Ama aşkımın gözleri daha güzel. Çünkü daha anlamlı.” Arkadaşı tamamladı; “ve daha tuzsuz” Gülüştüler… Genç kız gözlerini denizden ayıramıyordu. Arkadaşı dirseğiyle dürtmese saatlerce öyle kalabilirdi. “ N’oldu!” dedi genç kız. “Şuradaki kadın!” dedi genç kız. “Annen değil mi? Yanındaki ise baban olamayacak kadar genç.Üstelik çok yakışıklı.” Donakaldı genç kız. Gördüklerine bir anlam yüklemeye çalışıyordu. Çünkü annesine ölesiye sarılmış olan genç, gözlerini hiçbir maviye yakıştıramadığı, yere göğe sığdıramadığı, taparcasına aşık olduğu gençti. Bilinçsizce sağına soluna bakındı. Elleriyle saçlarını yukarı doğru çekti ve bir müddet öyle durarak boş gözlerle denize baktı. “Noldu, neyin var?” diye sordu arkadaşı. “O!” dedi genç kız. “O kim ?” dedi arkadaşı. “Uğruna Sindirella olduğum!” dedi ve arkasını dönüp koşmaya başladı. Ağlıyordu, haykırırcasına ağlıyordu. Arkadaşı bi yandan peşinden koşarken bir yandan da durması için bağırıyordu. Bu kovalamaca kıyıdaki balıkçı kabinlerine kadar sürdü. Genç kız kabinlerden birine girdi ve kendini içeri kilitledi. Arkadaşı ancak yetişmişti. Yalvarıyordu dışarı çıkması için. İçerden kızın hıçkırıkları eşliğinde isyanı duyuluyordu “ Neden! Neden!” arkadaşının yalvarışları boşunaydı. Kız kabinden çıkmıyordu. O kargaşayı fark eden balıkçılar yetiştiler kızın yardımına. Balıkçılar geldiğinde içerden gelen sesler kesilmişti. Uzun çabalar sonunda kabinin kapısını açmayı başardılar. Fakat gördükleri manzara korkunçtu. Genç kız içerdeki balık ağlarıyla kendini asmıştı. Arkadaşının çığlıkları bir anda tüm gökyüzünü griye boyamıştı. Balıkçıysa genç kızın bırakmış olduğu notu okumaya çalışıyordu; “Aile yuvası, bir çocuğun hatalarını öğreneceği yerdir. Onların yüzünden acı çekmeye zorlanacağı yer değildir.”
|
|
| Son Güncelleme ( Pazar, 04 Mayıs 2008 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|

