| delikanlı |
|
|
| Yazar baris | |
| Cuma, 02 Mayıs 2008 | |
|
Yağmur çok sert ve çok soğuk yağıyordu. İlk kez üşüyordu bir Nisan yağmurunda. Neden diye düşündü delikanlı. Üşütmezdi ki Nisan yağmurları. Tatlı tatlı yağardı. Yürürdü bu yağmurlarda. Caddeleri sokakları arşınlardı. Kaldırımda yürürken taşların bir kırmızısına basardı bir beyazına. Bu bir oyundu onun için ve bu oyunu çok severdi. Her yandığında bir sigara kırardı paketten. Böyle cezalandırırdı kendini.
Yağmur çok sert ve çok soğuk yağıyordu. İlk kez üşüyordu bir Nisan yağmurunda. Neden diye düşündü delikanlı. Üşütmezdi ki Nisan yağmurları. Tatlı tatlı yağardı. Yürürdü bu yağmurlarda. Caddeleri sokakları arşınlardı. Kaldırımda yürürken taşların bir kırmızısına basardı bir beyazına. Bu bir oyundu onun için ve bu oyunu çok severdi. Her yandığında bir sigara kırardı paketten. Böyle cezalandırırdı kendini. Walkman kulaklığı hiç çıkmazdı kulağından. Çok severdi müzik dinlemeyi. Her dinlediği şarkıda bir anısı bir yaşamışlığı vardı. Dostları vardı o şarkılarda; dost sandıkları. Ya şimdi? Neredelerdi? En gerekli zamanda. Yağmur damlalarının yüzüne en soğuk çarptığı zamanda. Olmalıydılar. Set çekmeliydiler acımasız amansız damlalara.
Deniz kıpır kıpırdı. “Kendine gel!” dercesine kıyıya vuran dalgalar bu sefer damlaların yüzüne çarpmasıyla delikanlıyı kendine getirmeye çalışıyordu. Konuşmuyordu delikanlı. Ama küskün değildi denize. Belli ki kırgındı bir şeye. Zaten kimseyle konuşmuyordu. Çünkü yeterince konuşmuştu. Konuştukları şimdiye kadar kendini anlatmaya yetmemişti. Çok iyi biliyordu ki hiçbir zaman da yetmeyecekti. Kaldı ki şimdiye kadar karşısına onu anlamaya çalışan kimse çıkmamıştı. Hep bunun eksikliğini yaşıyordu. Annesi, babası, kardeşleri, arkadaşları, hatta sevgilisi bile hep onun dışında kalmışlardı. Çok şey istemiyordu delikanlı. Sevgi istiyordu. Bedelsiz sevgi. Çıplak gözle bakıldığı zaman da görülebilen sevgi. Çekilişsiz kurasız sevgi. Yani “ Ye kürküm ye!” istemiyordu.
Elini montunun cebine soktu. Sigarasını çıkardı, bir sigara yaktı. Gözleri yaşardı delikanlının. Sigara dumanı gözünü yakmış olmalıydı. Ya da o an için çevresindekilere öyle aksettirmek istiyordu. Kimse ağladığını görmemeliydi. Zaten yağan yağmur da bu talebini yeteri kadar karşılıyordu. Ayrıca sigara bahanesine gerek yoktu. Delikanlı bütün bunları düşünürken bir yandan da orayı terk etmeye hazırlanıyordu. Zira geceden yola çıkan balıkçılar sabahın ilk ışıklarıyla birlikte geri dönmeye başlamışlardı. Bulunduğu yer balıkçıların avladıkları balıkları boşalttıkları yerdi. Onlar meşgul insanlardı. Walkmanin pilleri de iyice zayıflamıştı. Sahil boyunca yürümeye başladı. Aklına oynadığı oyun geldi. Bu sefer oyunun kuralı farklıydı. Burada çizgilere basmamalıydı. Ama bu çok zordu. Çünkü çizgilerin arası oldukça yakındı. Oyunu kazanabilmek için kendine üç kez yanma hakkı tanıdı. Bu üç hak onu bakkala kadar götürürdü. Tüm bunları düşünürken bir kez yandı. Ama bu sayılmazdı. Dört adım geri attı, baştan başladı. Tuhaf bakan gözler yine yerlerindeydi ve aslında kendilerinin tuhaf olduğundan habersiz delikanlıya tuhaf tuhaf bakıyorlardı. Delikanlınınsa umurunda değildi bunlar. Önemseyeceği daha önemli şeyler vardı kendince. Bu arada oyuna dalıp bakkalı geçmişti. Geri dönüp bakkala girdi. Bakkalı bir kadın işletiyordu. İki adet kalem pil ve bir paket sigara istedi kadından. Kırk veya kırk beş yaşlarında, kısa boylu, başı örtülü, çatık kaşlı, sigara içmekten sararmış dişleriyle kendine bile hayrı olmayan kadın bir yandan siparişleri hazırlarken bir yandan da öfkeli bakışlarını delikanlının üzerinden ayırmıyordu. Zira kadının kafasındaki erkek tasrifinden oldukça uzaktı. Sırtına kadar uzanan dalgalı saçları, iki kulağında sıralanan küpeleri, boynunda ve bileklerinde gümüş ve deriden oluşan takıları, yüzükleri ve korkunç figürlerle bezenmiş tişörtü ile çok itici geliyordu kadına. Aldıklarının parasını ödedikten ve kadına iyi günler diledikten sonra bakkaldan ayrılan delikanlı elbette iyi günler temennisine cevap alamamıştı. Çünkü o sırada kadın delikanlının ardından sayıp dökmekle meşguldü. Eve gitmeyi düşünüyordu delikanlı. Çünkü geceyi bira içerek ve en önemlisi uykusuz geçirmişti. Gidip biraz uyumak istiyordu. Ama bunun da bir bedeli vardı. Evdekilerle de bakkaldaki kadının tepki gösterdiği şeyler yüzünden sürekli tartışıyordu. Ama ne olursa olsun eve gitmeliydi. Orası eviydi. Yol boyunca yapılan sataşmalara kulak tıkayarak eve geldi. Kapıdan içeri girer girmez kavga başlamıştı. “Geldin mi uğursuz!” diye söylenmeye başladı annesi. Ardından ayakkabılarını antrede çıkardığı için söylenmeye devam etti. “Lütfen anne başlama yine!” diyerek odasına çekildi. Annesi hala bağırıyordu. Üstündekileri çıkarıp koltuğa oturdu. Teybini çalıştırıp kitabını eline aldı. Birkaç sayfa okuduktan sonra yerine bıraktı. Kalkıp yatağına uzandı. Annesini düşündü. Çok üstüne geliyordu. Hak etmiyordu bunları. Bir türlü oğlunun kendisiyle aynı görüşte olamayacağı gerçeğini anlamak istemiyordu. Oysa yaşadığı hayatlar farklıydı. Kaldı ki değişen dünya anlayışları ve fikirleri d değiştiriyordu. Ama annesi gibi düşünen bir yığın insan vardı hayatında ve bu gerçeği onlara kabul ettirmek imkansızdı. Bu arada sevgilisini aramadığını hatırladı. Ama canı o kadar sıkkındı ki değil telefonla konuşmak nefes almak bile istemiyordu. Tüm bunları düşünürken gözleri ağır ağır kapandı. Yeni bir güne yine kendini anlatamadığı yeni bir güne doğru uykuya daldı….
|
|
| Son Güncelleme ( Pazar, 04 Mayıs 2008 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|

